Kayseri Gecelerinde Gökyüzüne Bakarken
Kayseri’de geceler bazen fazla sessiz oluyor. O sessizlik insanın içini büyütüyor gibi… Sanki şehir uykuya dalıyor ama benim zihnim tam tersine uyanıyor. O akşamlardan biriydi. Yirmi beş yaşındaydım ve elimde eski bir defter, pencerenin önünde oturuyordum. Dışarıda rüzgâr, Erciyes’in eteklerinden aşağı doğru ağır ağır iniyor, şehri dolaşıyordu.
O gün içimde garip bir boşluk vardı. Ne tam bir hayal kırıklığı diyebiliyordum ne de tamamen umut. İkisi arasında sıkışıp kalmıştım. Defterime yazdığım cümleler bile yarım kalıyordu. Tam o sırada aklıma üniversitede duyduğum bir kavram geldi: hiperbolik yörünge.
O zamanlar sadece fizik dersinde geçen bir terimdi ama o gece, gökyüzüne bakarken bana bambaşka bir şey anlatıyordu.
Bir Derslik Anı: Hiperbolik Yörünge Nedir?
Üniversitenin ilk yıllarıydı. Astronomi dersinde hocanın tahtaya çizdiği eğriler hâlâ aklımda. Çember, elips, parabol… Ama bir tanesi vardı ki diğerlerinden farklıydı: hiperbol.
Hoca o gün şöyle demişti:
“Bir cisim eğer bir gök cisminin çekiminden tamamen kurtulabilecek kadar yüksek bir hızla hareket ediyorsa, izlediği yol kapalı bir yörünge değildir. Buna hiperbolik yörünge denir.”
O an anlamış gibi yapmıştım ama aslında içimde hiçbir şey net değildi. Defterime sadece şunu yazmışım:
“Kaçış var ama geri dönüş yok.”
Şimdi yıllar sonra Kayseri’de o cümle yeniden karşıma çıkıyordu.
Hiperbolik yörünge, aslında bir cismin bir gezegenin ya da yıldızın çekiminden kurtulup sonsuza doğru gitmesi demekti. Bir daha geri dönmeyecek şekilde… Bir tür kozmik veda gibi.
O gece bunu düşündükçe içim sıkıştı. Çünkü bazı insanlar da böyle gidiyordu. Bazı duygular da.
Şehir, Gökyüzü ve İçimdeki Boşluk
Kayseri’nin geceleri bana hep aynı şeyi hatırlatır: uzaklık. İnsanların birbirine yakın olduğu ama aslında herkesin kendi yörüngesinde savrulduğu bir şehir gibi.
O gece telefonuma bakmıştım. Eski bir mesaj… Uzun zamandır konuşmadığım biri. Belki de hayatımda hiperbolik yörüngeye en çok benzeyen şey oydu. Bir zamanlar çok yakın olan birinin, artık geri dönmeyecek şekilde uzaklaşması.
Mesajı açmadım. Sadece ekrana baktım. Parmaklarım titredi ama yazmadım. İçimde garip bir hayal kırıklığı vardı. Sanki bir şeyleri yanlış hızla yaşamışım gibi… Sanki bazı şeyleri daha yavaş hissetmem gerekiyormuş da ben çok erken ivme kazanmışım.
O an hiperbolik yörüngeyi sadece bir fizik terimi olarak değil, bir duygunun formu olarak hissettim.
Kaçış Hızı ve İnsan Kalbi
Düşündüm… Bir insanın bir insandan kopması da bir tür “kaçış hızı” gerektiriyor olabilir miydi?
Fizikte bu hız, bir cismin bir gök cisminin çekiminden kurtulması için gereken minimum hızdır. Ama duygularda böyle bir ölçü yok. Yine de bazı insanlar, bazı ilişkiler, sanki kendi kaçış hızını buluyor gibi.
Ben o gece şunu fark ettim: bazı duygular, çekimden kurtulmak için hızlanıyor. Ve bir kere o hız yakalandığında, geri dönüş mümkün olmuyor.
Bu düşünce içimi hem acıttı hem de garip bir şekilde büyüledi. Çünkü ilk kez bir matematiksel kavramı kalbimle hissediyordum.
Erciyes’in Sessiz Tanıklığı
Pencereden Erciyes Dağı’na baktım. Karanlıkta sadece silueti görünüyordu ama orada olduğunu biliyordum. Sanki o da benim gibi susuyordu.
Kendi kendime fısıldadım:
“Bazı şeyler neden geri dönmez?”
Cevap yoktu.
Ama zihnim hiperbolik yörüngeyi tekrar kuruyordu. Bir cisim, bir yıldızın çekim alanına girer, yaklaşır, hızlanır ve sonra… yeterince enerji kazandığında artık o çekim onu tutamaz. Ve yol değişir. Sonsuzluğa doğru açılan bir çizgiye dönüşür.
Ben de bazı ilişkilerde bunu yaşamıştım. Önce yakınlık, sonra hızlanan duygular, sonra kontrol edilemeyen bir uzaklaşma… Ve en sonunda geriye sadece bir eğrinin izi kalıyordu.
Günlük Sayfalarımda Aynı Cümle
Defterimi açtım. Sayfalar arasında yıllar içinde yazdığım benzer cümleler vardı:
“Bugün yine bir şey eksik.”
“Bazı insanlar gitmiyor, sadece uzaklaşıyor.”
“Ben hep bir şeyleri yetiştirmeye çalışıyorum ama geç kalıyorum.”
Ama o gece farklıydı. İlk kez bir kavramı duygularımla birleştiriyordum.
Şöyle yazdım:
“Bazı insanlar hiperbolik yörünge gibi… Bir kere gittiler mi geri dönmüyorlar. Ama asıl acı olan gitmeleri değil, bir zamanlar ne kadar yakın olduklarını hatırlamak.”
Kalem elimde ağırlaştı.
Hiperbolik Yörüngeyi Bir Kalp Çarpıntısında Hissetmek
O an kalbim hızlı atıyordu. Sanki fizik dersindeki o hız kavramı bedenimde canlanmış gibiydi. İnsan bazen bir bilgiyle değil, bir hissedişle öğrenir ya… Ben o gece öğrenmiştim.
Hiperbolik yörünge, sadece uzayda değil, içimizde de vardı.
Birine yaklaşmak…
Onun çekim alanına girmek…
Ve sonra fark etmeden hızlanmak…
Ama en sonunda, geri dönüşsüz bir uzaklaşma…
Bu düşünce beni korkuttu. Çünkü bazı şeylerin gerçekten geri dönmediğini kabullenmek kolay değildi.
Kaybolan Mesajlar ve Sessiz Uzaklık
Telefonu tekrar elime aldım. Eski sohbeti açtım. Mesajlar aşağıya doğru uzanıyordu. Bir zamanlar saatlerce süren konuşmalar, şimdi sadece okunmuş ama cevaplanmamış satırlara dönüşmüştü.
Parmağımı ekranın üzerinde gezdirdim ama yazmadım.
Çünkü bazı yörüngeler tamamlanmıştı. Bazı cisimler çoktan sonsuzluğa açılmıştı.
İşte o an, hiperbolik yörünge bana sadece bir fizik terimi değil, bir vedanın geometrisi gibi geldi.
Uzaklıkta Bile Kalan İz
Gece ilerledikçe şehir daha da sessizleşti. Ama içimdeki ses hiç susmadı.
Şunu fark ettim: hiperbolik yörünge aslında tamamen kaybolmak değildi. Bir iz bırakmaktı. Sonsuza doğru uzanan bir çizgi…
Belki insanlar da böyleydi. Gittikten sonra bile bir iz bırakıyorlardı. Ama geri dönmüyorlardı.
Bu düşünce içimi acıttı ama aynı zamanda garip bir şekilde beni rahatlattı. Çünkü bazı şeylerin neden bittiğini anlamak, bitişin ağırlığını biraz hafifletiyordu.
Hızlanan Duyguların Sessiz Çöküşü
O gece kendi içimde şunu düşündüm: belki de sorun hızdı.
Çok hızlı hissetmek…
Çok hızlı bağlanmak…
Çok hızlı anlam yüklemek…
Hiperbolik yörüngede bir cisim ne kadar hızlıysa, o kadar kolay kopuyordu çekimden. Ben de bazı duyguları fazla hızlandırmış olabilirdim.
Bu düşünce içimi biraz burktu. Ama aynı zamanda bana bir şey öğretti: bazı şeyler yavaş yaşanmalıydı.
Sabaha Doğru Gelen Sessizlik
Sabaha doğru uyumadım. Pencerenin önünde oturmaya devam ettim. Gökyüzü yavaş yavaş açılırken içimdeki düşünceler de sakinleşmeye başladı.
Hiperbolik yörünge artık bana sadece uzaklaşmayı değil, aynı zamanda bir farkındalığı anlatıyordu. Her şeyin bir sınırı vardı. Her çekimin bir gücü, her hızın bir sonucu…
Ve bazı insanlar hayatımıza girerken, aslında sadece geçiyorlardı.
Bunu kabullenmek kolay değildi. Ama gerçekti.
Son Bakış ve İçimde Kalan İz
Güneş doğarken defterimi kapattım. O gece yazdıklarımı tekrar okumadım. Çünkü bazı cümleler tekrar okunmak için değil, hissedilip bırakılmak içindi.
Erciyes’in üzerindeki ışıklar yavaş yavaş kaybolurken içimde tuhaf bir sakinlik vardı.
Belki de ilk kez bir kaybı anlamaya değil, sadece hissetmeye izin veriyordum.
Hiperbolik yörünge artık zihnimde bir ders konusu değildi. Bir ayrılığın, bir uzaklaşmanın, bir büyümenin adıydı.
Ve ben o sabah, içimde bir şeylerin sonsuza doğru gittiğini ama bunun dünyanın sonu olmadığını kabul etmiştim.
Umarız “Hiperbolik yörünge nedir” ile ilgili aklınızdaki sorulara yanıt bulabildik. Doguanadolu ekibinden sevgilerle!
İlgili Makale: Harrison Ford hangi filmlerde oynadı ?